top of page
Ara
  • cantaygok5

Namibya'da Zürafa Tekmesiyle Tanışmak mı Kaderimiz?

Namibya seyahatimizin ortalarındayız. Namibya’nın kuzey batısında uzanan İskelet Sahili boyunca ilerledikten sonra, yolumuzu iç kısımlara, Etosha Milli parkına doğru çeviriyoruz. Yol biraz uzun olduğu için yol üstünde bir çiftlikte geceleyeceğiz Etosha öncesi. Günlerdir kamp yaptığımız için çiftlik arazisinde bulunan küçük pansiyonda gecelemek, normal bir yatakta yatıp normal bir duşta yıkanmak istedik. Sonraki yıllarda da 3-4 günlük kamp, arada bir gecelik lodge konaklamasının en sevdiğimiz doğa seyahati şekli olduğunu anladık. Öğleden sonra vardığımızda çiftliğin sahibi bizi ana girişten 1-2 km içeride kalan pansiyon kısmına götürdü ve dinlenmemizi, çiftlik turu için bir süre sonra gelip bizi alacağını söyledi. Bahçe içindeki pansiyonun bungalov odalarından birine yerleştik.




Biraz dinlendikten sonra canımız sıkıldı ve çiftliğin girişine doğru yürümeye karar verdik. Buralarda büyük yırtıcılar olmadığını bildiğimizden endişe edecek bir şey de yoktu. Araçla geldiğimiz yolu geriye doğru yürümeye başladık. Yolun bir tarafında yüksekçe bir çit var. Bir süre sonra çitin öteki tarafında bir zürafa belirdi ve bizimle birlikte yürümeye başladı. Arada aşamayacağı bir çit olduğu için keyifle yürümeye devam ettik. Ancak biraz sonra çitin, ileride yolun geçtiği kısmının açık olduğunu farkettik ve durduk. Ama zürafa durmadı. Hızla ilerliyerek kapıdan geçti ve bize doğru hızla koşmaya başladı. Tülin gayet sakinken benim gözlerimin önünden bir süre önce izlediğim ve bir zürafanın tekmesinin ne kadar kuvvetli olduğunu, aslanları bile öldürebileceğini anlatan belgesel geçti. Kaçmamız gerektiğini söyledim ama Tülin korkacak bir şey olmadığı konusunda ısrarlıydı. O anda ağzımdan kelimeler döküldü “Namibya’da zürafa tekmesiyle ölen ilk Türk olarak tarihe mi geçmek istiyorsun?” Artık nasıl bir ses tonuyla haykırdıysam bunu, bir anda ikimiz de koşmaya başladık. Nemin yok denecek kadar az, havanın 40 dereceye yakın olduğu bir ortamda odaya doğru olanca gücümüzle zürafa peşimizde koştuk. Odaya ulaştığımızda ikimizin de nefesi kesilmiş, kıpkırmızı olmuştuk. O an ikimiz için de çok endişelendim, eğer kalp krizi geçireceksek bu an o an olmalı diye. Bir süre yatakta sakinleşmeye çalıştık. Nefesim normale döndükten sonra zürafayı kontrol etmek için dışarıya çıktım ve gülsem mi ağlasam mı dedirten manzarayla karşılaştım. Komşu bungalovda kalan aile, çocukları ile zürafayı seviyordu.

Camelie birkaç yıl önce çiftlik arazisinde tek başına bitik bir halde dolaşırken bulunmuş. Henüz yavruymuş. Ya annesi ölmüş ya da sürüsünden bir şekilde kopmuş olduğu düşünülmüş. Küçük olduğundan kendi başına hayatta kalamayacağı için zürafayı beslemişler ve büyütmüşler. Önce adını Camelie koymuşlar, ama zamanla insanlara alışan Camelie yaramaz, sürekli insanlarla birlikte olmak isteyen bir canlıya, adı da “naughty” Camelie’ye dönüşmüş. Bizim peşimizden koşturmasının sebebi de aslında sadece kendini sevdirmek istemesiymiş. O gün ve ertesi sabah bolca birlikte vakit geçirdik. Dolabımızdaki bütün elmaları da yedi.

11 sene önceki bu hikaye aklımıza geldikçe hala güleriz. Zaman içinde yaban hayatın vücut dilini okumayı, hangi hayvana hangi koşullarda nasıl yaklaşılır, ne zaman uzak durmak gerekir gibi konularda epey bilgi sahibi olduk. “Ne yaparsan yap ama koşma” temel prensibini hep aklımızda tutmaya çalıştık. Neyse ki bunca yıl başımıza hayvanlardan kaynaklanan korkutucu bir olay gelmedi. Farklı kıtalara yaptığımız seyahatlerde atlattığımız ufak tefek badireler hep insan kaynaklı oldu (en korkutucusunu Roma’da yaşadık).








Dip not: Bu hikaye sırasında hiçbir tutsak hayvan kullanılmamıştır. Fotoğraf çektirmek ya da sevmek için para ödenmemiştir. Unutmayın, eğer bir hayvanla fotoğraf çektirmek, onu sevmek, sırtına binmek, sizi eğlendirmesini izlemek için para ödüyorsanız, farkında olmadan o canlıya zarar veriyorsunuz demektir.

18 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


  • Black Facebook Icon
  • Black Instagram Icon
  • Siyah YouTube Simgesi
bottom of page