Ara
  • cantaygok5

Namib Çölü Üzerinde Bir Balon Uçuşu


Namibya... 2010 senesinde 3 hafta

geçirmiştik bu ülkede. Hala "gezdiğiniz en güzel ülke hangisi?" diye sorduklarında, tereddütsüz adını zikrettiğimiz ülke. Başka hiçbir yere benzemeyen, zaman zaman başka bir gezegene mi geldik dedirten ülke. Yıllarca tekrar gitmek için yanıp tutuşup, 2020'de herşeyi ayarlamışken pandemiye yakalanıp geziyi iptal etmiştik. O zamanlar bir şeyler karalamışım ama gerisi gelmemiş. **************************************** Arkadaş 1: Bu yaz nereye gidiyorsunuz? Ben: Namibya’ya Arkadaş 1: Nereye? Ben: Namibya Arkadaş 1: Orası neresi be… *** Arkadaş 2: Bu yaz napıyosunuz abicim? Ben: Namibya’ya gidecez Arkadaş 2: Nabimya?? Ben: Yok Namibya Arkadaş 2: ??Namimya?? Ben: Yok değil Namibya Arkadaş 2: Haaa, iyiymiş???? *** Arkadaş 3: Bu yaz yolculuk nereye? Ben: Namibya’ya gidecez kısmetse Arkadaş 3: Aman abi dikkat et yemesinler sizi oralarda Ben: ????

Bunun gibi epey konuşma yapmak zorunda kaldım. Sonunda Güney Afrika'ya gideceğiz demeye başladım ki, insanlar orayı biliyorlardı. Bazıları da neden Namibya sorusunu sordu? Neden olmasın ki bir cevap olabilir tabii ama sorunun yanıtı ilk fotoğrafta var. Ona benzer bir fotoğrafı ilk kez internette gördüğümde gönlüme düşmüştü bu ülke. Namibya güney batı Afrika’da yüzölçümü Türkiye'den biraz büyük bir ülke, ama nüfus sadece 2 milyon civarında. En büyük şehirleri Windhoek 250 bin civarı bir nüfusa sahip. Ülkenin %90'ı çöl-yarı çöl ikliminde. Namib çölü ülkenin batısını kaplıyor. Dünyanın en eski çölü ve 55 milyon yıldır var olduğu düşünülüyor. Ülkenin doğusu ise Kalahari çölü ile kaplı. 1990 yılında Güney Afrika Cumhuriyetinden bağımsızlığını kazanmış genç bir ülke. Uzun yıllar Alman ve İngiliz sömürgesi olmuş. Alman öncüler ilk buraya geldiklerinde yürüdükleri yerlerden elmas parçalarını elleriyle toplarlarmış. Günümüzde bile ciddi elmas üreticisi bir ülke. 3 haftalık bir tatili planlamak neredeyse 6 ayımı aldı. Güzergahı belirlemek, kalınacak yerleri seçmek, konaklama çeşidine karar vermek, rezervasyonlar, vize almak, hangi aracı nereden kiralamak gibi değişik konular için internette günlerimi geçirdim ki bu bile çok keyifliydi. Her ne kadar bize yabancı bir ülke olsa da Avrupalılar için favori bir destinasyon. Kalmak istediğimiz bazı konaklama tesisleri 4-5 ay öncesinden dolmuştu. Bugüne kadar herhangi bir kamp yapma tecrübemiz olmamasına rağmen bu ülkede gezmek için oldukça tercih edilen bir yol olması nedeniyle biz de kamping donanımlı bir 4x4 araç kiraladık. Orada gezerken gördüğümüz harika küçük butik otellere ise bol bol iç geçirdik. Türkiye’de herhangi bir temsilciliği bulunmadığından vizelerimizi Berlin konsolosluğundan e-mail ve posta aracılığı ile aldık. İnternet üzerinden tüm rezervasyonlar yapıldı. Hiç bilmediğimiz bir coğrafyada toplam 20 gün, 8 farklı konaklama noktası, 3500 km yol. Aracımız Toyota Hilux, çadırımız aracın üstünde, küçük bir çaba ile 3 dakikada açılıp,10 dakikada toplanıyor. THY ile İstanbul-Johannesburg, Güney Afrika hava yolları ile Johannesburg-Windhoek uçuşunu tamamlıyoruz. Araç kiralama şirketi, bizi ve diğer bir kaç müşterisini havaalanından alıp gece otellerimize dağıtıyor. Alan ile şehir merkezi arası yaklaşık 40 km. Nüfus sadece 250 bin olmasına rağmen şehir geniş bir alanı kaplıyor. Yapılaşma dikine değil, yatay. Gecenin karanlığında pek bir şey anlamıyoruz. Başkenti gezinin son gününe bıraktığımız için çok dert etmiyoruz. Ertesi sabah kiralama şirketi bizi otelimizden alıp şirketin merkezine götürüyor. Şirketin sahibi Wayne komik bir ingiliz. Aracı bize tanıtıp (kamping takımları, buzdolabı, çadır) yolcu ediyorlar. Bu ülkede zamanın bize göre yavaş aktığını daha ilk gün anlıyoruz. Para bozdurmak için girdiğim bankadan yaklaşık 1 saatte ancak çıkıyorum ki bu sürede herhangi bir sıra bekleme zamanı yok. Çalışanlar gayet rahat, yavaş ve huzurlular. Tatilde olduğumu, onlara ayak uydurmam gerektiğini kendime telkin ederek fazla sinirlenmeden bankadan çıkıyorum. Yolda market alışverişimizi yapıp buzdolabını ve benzin depomuzu dolduruyoruz. Ülkede birkaç ana arter asfalt yol, diğer yollar toprak. Yollar, B, C, D, E gibi harflerle kodlanmış. En iyi toprak yol C, harfler ilerledikçe yolun kalitesi düşüyor. C tipi toprak yollarda 80-100 km ile rahatça yol alabiliyorsunuz ama 80 km hızı geçmek tehlikeli. Ani bir frende kontrolü kaybetmek toprak yolda çok kolay. Tüm yollar gayet güzel kodlanmış ve tüm kavşaklarda işaret levhaları tamam. Kaybolmanız çok zor. Sadece ülkenin kuzey batısında tamamen medeniyetten uzaktasınız ve oralara gitmek için iyi bir off road sürücüsü, GPS kullanıcısı olmanız lazım. O bölgeye tek araçla gidilmemesini de öneriyorlar ki, aracınız bozulursa yardım gelmesi günler sürebilirmiş. Yaklaşık 3-4 saatlik bir yolculuktan sonra Namib-Naukluft milli parkı sınırına geliyoruz. Son bir saattir bizimle hareket eden diğer bir araç dışında herhangi bir araç ya da insan görmedik. Güneşin batmasına yakın park sınırlarına giriyoruz. Muhteşem bir manzara, uçsuz bucaksız düzlükler, uzaklarda yükselen dağlar, sarıya dönmüş otlaklar. Hiçlik ne demek burada anlıyorsunuz. Namibya, hiçlikler ülkesi, bize hoş geldiniz diyor. Nefesim kesiliyor, gözlerim doluyor bu güzellik karşısında. Sevdiğime benimle buralara geldiği için teşekkür ediyorum. Ama fazla vakit kaybedemeyiz. Gece yolculuk tehlikeli olabilir. Buradaki tehlike insan kaynaklı değil. Gece vahşi yaşam hareketlendiği için önünüze fırlayabilecek bir antilop tüm tatilinizi mahvedebilir. Hava kararırken fazla sürat yapmadan otelimize geliyoruz. Bu noktada çadırda değil bungalow tipi bir otelde konaklayacağız. Güzel bir akşam yemeğinden sonra yolculuğun yorgunluğu ile hemen uyuyoruz ki ertesi sabah gün doğuşunu çöl üzerinde bir balondan seyretmek için oldukça erken kalmamız gerekecek.

Muhteşem bir sabah. Balon uçuşunu neredeyse 4 ay önce rezerve etmiştik. Oteldeki görevli son 3 gündür aşırı rüzgar nedeniyle balonun havalanamadığını söyledi. Ama kalkış noktasına vardığımızda balonu şişirmeye başlamışlardı ve uçuş için havanın uygun olduğunu söylediler.

Astrid, dev gibi bir Alman kadın balon pilotu ve yardımcısı yerli Tom. Tom daha yeni öğreniyormuş pilotluğu. Yavaş yavaş çöl üzerinde havalanıyoruz. Arkamızda dağların arasından güneş yükseliyor. İleride sonsuz kırmızı kum tepeleri.

Çöl üzerinde rüzgarla süzülüyoruz. Altımızdan tek tük antiloplar, bir kaç tane sırtlan geçiyor. Ve onları görüyoruz. Buraya kadar binlerce kilometre yapmama yol açan görüntü. Kızıl kumlar üzerinde bir oryx sürüsü. Ben bu ülkeye bu kareyi görmek, görüntülemek için geldim. Astrid şanslı olduğumuzu, oryxlerin kızıl kumtepelerine sık çıkmadığını söylüyor. İniş noktasına yavaş yavaş alçalarak yaklaşıyoruz. Rüzgar biraz sert estiği için sport iniş dedikleri şekilde seleyi devirerek iniş yapıyoruz. Biraz adrenalin salgılıyoruz. Aşağıda bir sürpriz var. Çöl ortasında muhteşem bir kahvaltı masası. Tom elindeki pala ile bir şampanya şişesini açıyor. Güneş yavaş yavaş havayı ısıtmaya başlarken karnımızı doyuruyoruz.



16 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
  • Black Facebook Icon
  • Black Instagram Icon
  • Siyah YouTube Simgesi